17 Kasım 2009 Salı

Can Çekişen Bir Ruhun Istırapları - 2

"Sevdiğim başka, sevenim başka" adlı nakatarı ağlamaklı bir ses tonuyla mırıldanıyordu adam. Başına gelen kötü bir olayı işlediği bir günahla bağdaştırma telaşındaki insanın haleti ruhiyesindeydi.
Yatacak yerim yok. Toprak bile beni kabul etmeyecek. Bedenimi yakıp küllerimi ait olduğum yere, denize savursalar bari, dedi. Düşünüyorum ama varolamıyorum.Belki de varolamadığım için hiç günahım olmamıştır ve bu yüzden beni kimse anlamamıştır, diye felsefik bir cümle döküldü ağzından.

Şakağına dayalı kırıkkale'nin tetiğini ezmeden önce, masada duran ve birazdan kırmızıya boyanacak kağıda şunu yazdı: Ölümümden tüm insanlık sorumludur!

İntihar ki, hayata karşı yapılmış başarısız bir ihtilalin sonucudur.

Beynimde bir mermi vınlaması...

- SON -

12 Ekim 2009 Pazartesi

Can Çekişen Bir Ruhun Istırapları-1


"Ben yüzyılların doğurduğu ölümüm" Turan Dursun


Şeytan insanın aklını çalıyordu. Yasak olan herşey gibi tüm günahlar da çekiciydi. Elmadan bir ısırık aldı adam. Deli bir ateş sardı vücudunu. Yüzyıllar sonra, torunlarından birinin çarmıha çivileneceğini bilse bile, o kırmızılığı yine dişlerdi. Bütün insanığın kaderi alt üst olmuştu.

Ölümü göze alarak karaçarşafların üzerine güneş misali doğanlar yeryüzüne gelene kadar bu efsaneye inanılacaktı.

Not: Resim, Rotterdam pazaryerinde bir hediyelik eşya tezgahı

27 Eylül 2009 Pazar

Alayına İsyan

Anayurt otelinin lobisinde bir televizyon garip sesler çıkartarak siyah-beyaz görüntüler saçıyordu etrafa. Aylak Adam ile Lüzumsuz Adam lobide oturmuş, televizyondaki Issız Adam filmini izliyorlardı. Yalnızlığından duvara tırmanan bu modern çağ adamı, tıpkı hamam böceğine dönüşmüş Gregor Samsa gibi duvarlara tutunamıyordu. Otelin taş kapsından içeri ardı ardına Rusça konuşan adamlar girdi. En önde yürüyen şizofren görünüşlü adam elindeki baltayla televizyonu parçalamaya başladı. Bu sırada, arkasından gelen diğer iki kişi, yani Karamazov Kardeşler, Aylak Adam ile Lüzumsuz Adamı öldürdüler. Kardeşlerden kar sesli olanı: “işlem tamam Raskolnikov, bırak artık televizyonu,” diye bağırdı bir seri katilin soğukkanlılığıyla. Dışarıdan bir kişneme sesi işitildi. İnce Memed atını dağlara doğru sürdü. Ne de olsa dağlar, Zapatista gibi sistemin bütün dayatmalarına kafa tutan sevdalıları ve eşkıyaları saklardı yalnızca.
Not: Fotoğraf, Brüksel'deki Don Kişot heykeli.

16 Ağustos 2009 Pazar

Aforizma

Güzel, başka kadındır.
( Anonim )

Aynı anda birkaç tavşanın peşinden koşarsan hiç birini yakalayamazsın.
( Rus atasözü )

Âşık olduğunun kadının ağız kokusu bile bardan çıkardığın kadının en seksi kokusundan daha güzeldir.
( Ben uydurdum )

Millet gider balayına, biz gideriz alayına.
( Türk delikanlı jargonu )
Tanrının tek özrü varolmayışıdır.
( Stendhal )

30 Temmuz 2009 Perşembe

Ah bu ben


Kelebek dövmeli kızı gördüğünden beri bir garip çarpıyordu adamın kalbi. Tıpkı lise de gibi!
Kızı görmek için işe erken geliyor, geç çıkıyordu adam. Çok çok zaman sonraydı. Galiba artık birini sevecekti. Bu durumu garipsiyor, ama kendine de engel olamıyordu. Kızın gülüşünü her görüşünde bir mengenede gibi sıkışıyordu yüreği. Her şeyi hazırladı adam. Tam saldırıya geçiyordu ki, rakibine yenildiğini öğrendi. İçi çok acıdı. Ağlamaklı oldu. Oturdu bir BÜYÜK’ e dert yandı. Geç kaldığı için kendine kızdı, ağız dolusu küfretti. Uyandığı zaman rakı şişesinde balık olmuş, kıyıya vurmuştu…Galiba artık hep böyle kalacaktı...

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Dışarda Yağmur, İçimde Yağmur

Özgürlük ve yalnızlık kokain gibidir. Alışınca bırakamazsın. Sonunda gölgene bile silah çekersin!

01 Temmuz 2009 Çarşamba

Çanlar kimin için çalıyor?

Şehrin meydanındaki tarihi binanın merdivenlerine oturmuş gelip geçeni izliyor adam. Uzun, kısa, şişko, zayıf, çirkin, güzel, siyah, beyaz sıfatlı insanlar akıyor dört yandan. Kimse kimsenin umurunda değil. Bir garip telaştır ki gidiyor. Çanlar çalıyor kulakları sağır edercesine. Kilisenin önünde patlayan deklanşörler… İki dirhem bir çekirdek giyinmiş delikanlı kolundaki gelinle fotoğraf çektiriyor nikâh gününün anısına. Delikanlının yüzüne pelesenk olmuş tebessümle, kendi yüzündeki hüznü tartıya koyuyor adam. Sonra da şunu düşünüyor:

Kadın işte, varlığı da dert, yokluğu da…

Fotoğraf: Antwerp'te bir eskici dükkanı.